Aşağıda Motordelisi.com dan
dostum Endurocu Murat Kızak ın bir KTM LC4-640 Adventure R ile Karadeniz
bölgesinde yaptığı heyecan verici
Kaptanpaşa_İncesu_Başyala_Ayder
gezi notlarını bulacaksınız.
İşte Murat ve
nefes kesici maceralarından biri...
*********************************************************
Rize'de bulunduğum iki yılı
yoğun doğa gezileri ile tamamlamış ve son haftasonuna
gelmiştim.Pazar günü su ana kadar gitmediğim bir yere
gitmeliydim.İstanbul Birimindeki dostlarımla yaklaşık bir
ay önce gerçekleştirmiş olduğumuz zorlu Karadeniz gezimizde kar
nedeni ile kapalı olduğundan geçemediğimiz Demir dağı
ile Fırtına vadisindeki bölümü gitmeye karar verdim.Akşam
hazırlık yaparken telefon çaldı ve motorumu
sattığım için beni unuttunuz diyen bir ses..bir kac ay önce
racing makinesini satarak enduro almaya karar veren ve su an motoru olmayan
Recep SARUHAN'dan başkası değildi. Normal şartlarda arazi
gezilerimde arkaya yolcu almayı pek sevmem.Ama Recep in sitem dolu cümlesi
karşısında çaresiz kaldım ve sabah saat 09:00 da zorlu bir
yolculuğa hazır ol dedim.Kahvaltı yapmadan gelmememi,
kahvaltıyı Çayeli'ndeki Büyükköy'deki evlerinde yapacağımızı
söyledi.Sabah saat dokuzda Recebi arkaya alarak Güneysu üzerinden toprak yoldan
Büyükköy'e gazladık.Kahvaltı sonrası sahile indik, depoyu
doldurduk ve tekrar içeriye Kaptanpaşa yoluna devam ettik.


Kaptanpaşa çıkışındaki çay
ocağında küçük bir mola verdik ve bakkaldan çukulata ve şeker
stoğu yaptık.İncesu yoluna devam ettik.Yol o kada havşi ve
zordu ki, iki kişinin etkisi ile koca cukurlardan ve taşlardan
atlayarak genelde on teker yukarıda geçtik.Aslında en uygunu ve
kolayı d abu.Yavaş gidip tüm çukurların dibini bulmak yerine gaz
açarak yere basmakla basmamak arasınd agitmek hem eglenceli hem daha
çabuk.İncesuya geldigimizde sis kenidni göstermeye
başlamıştı.Yoldan emin olmak için İncesu'dan tekrar
bilgi aldık ve yukarıya doğru gazladık.Biraz yol
aldıktan sonra gazlamış giderken yol kenarında taş
duvarın üstünde oturan bir adam kollarını iki yana
açmış bize doğru gülüyordu.Ya "olay budur" diyordu, ya
da "Allah bunlara akıl fikir versin".
Bİraz daha ilerledikten sonra ahşap köprüye geldik ve
fotoğraf molası verdik.O sırada kamyonet durdu ve onlardan da
yol bilgisi alarak devam ettik.Yol iyice zorlaşmaya başladı.yeni
değiştiridğim arka 45, on 15 lik zincir dişlileri (eskisi
arka 42, ön 16 idi) bu şartlarda çok gzüel iş görüyordu.Eski
dişlilerle keskin ve gevşek zeminlerde dönerken bazen yarım
debriyaj yapkmak ve devri düşürmek durumunda kalıyordum.Ama bu
dişlilerle 2.viteste bile dönebiliyordum.Sisin içinden tulum çalan bir delikanlı
belirdi.Hemen durduk ve kaskları çıkardık.Küçük bir tulum
konserinden sonra nefesine saglik diyerek yola devam ettik.Yol
ayrımına gelmiştik.Sağa devam edersek Demir dağı
tarafından Çağrankaya'ya, sola devam edersek Ortayayla, Başyayla
üzerinden Fırtına vadiisne gidecektik.İstanbul biriminden
dostlarla yaptigimiz turda buraya yakın bir yere kadar gelmistik ve yolun
kapalı olmasından dolayı Kaptanpaşa'ya inmek durumunda
kalmıştık.
Sol taraf yönelerek virajları üstüste almaya
başladık.Sis bazen dağılıyor bazen
yoğunlaşıyordu.Ama yukarıda sisin arasından sızan
güneş ışıkları çok deli bir manzara ile
karşılaşacağımızın habercisi idi.Bir yaylaya
yakın yerde sol tarafta oturan bir kaç kişi gorduk ve bir mola verdik."İnin
motordan da iki lafın belini kıralım" lafının
üstüne de gitmek olmazdı tabii ki.Dediği gibi indik, oturduk ve
lafın belini kırdık.
) yaylalardan, ayılardan ve motorlardan bahsettik...
Bir kaç viraj sonra 2600 mt.deki sırta
ulaştık.Manzara tek kelime ile; tahmin ettiğimiz gibi idi
, çünkü aşağılardan güneş
ışıkları süzüldüğü ve deli bir manzara
olacağı belli idi.Fotoğraf çekmek ve enerji takviyesi için mola
verdik.Daha iyi bir açıdan fotoğraf alabilmek için tepeye doğru
biraz yürüdük.Çikolata ve şeker eşliğinde fotoğraf çektik,
düşen kan şekerimizi yükselttik.Bulunduğumuz yerden
gideceğimiz Fırtına Vadisinin derinleri zor da olsa gorunuyordu,
kuş uçumu bile mesafe oldukça fazla idi.






Yol, bundan sonra dik virajlarla inişe
geçti.Çatköy-Elevit kavşağına gelmeden önce sağ tarafa
Yukarı Kale (Kale-i Bala) yi görmek için döndük.Elevit vadiisne paralel
uzanan bu vadi de görülmeye değer güzellikte.Kale ye varmak için vadinin
ortasına doğru Başyayla'ya gelmeden sağ tarafa dönmek
gerekiyor.Kale ye 50 mt lik mesafeye kadar yol gidiyor.


KALE-İ BALA(Yukarı Kale): M.Ö. 300
yıllarında yapıldığı tahmin edilen Yukarı
Kale İranlılar tarafından (VAROŞ)
yapılmış.Osmanlı kayıtlarında 1532 deki
arşiv belgelerinde nefer sayısı 40, deposunda 499 kile*
buğday, erzak olarak geçmektedir.Bu buğday muhtemelen harp durumunda
kullanılmak icin saklanıyordu.




KALE-İ ZİR (Zil kale-Aşağı Kale):
M.S. 600 yıllarında yapıldığı tahmin edilen Zil
Kale, Bizanslılar tarafından İran saldırılarına
karşı yapılmış.İstanbul'daki Ayasofya ile
aynı zamanda Justinyanus tarafındna yapılmış, 1532
Osmanlı kayıtlarına göre kale dizdarı(komutanı) 12,
kethuda (hesap işlerini yürüten) 7 akçe yevmiye alıyormuş.Kalede
30 nefer, deposunda 382 kile* buğday, 440 kile* darı
bulunuyormuş. 1877-78 Osmanlı-Rus harbinde Ruslar Doğu
Karadenizi işgal ettiklerinde tüm çabalarına rağmen Zilkale'yi
ele geçirememişler.
Aşağı Kale(Kale-i Bala), Zil Kale' ye gore
daha büyük ancak daha harabe durumda göze çarpiyor.Bİraz fotoğraç
çektikten sonra tekrar vadiye indik ve Başyaylayı da ziyaret ederek
Fırtına Vadiisne, Çatköy-Elevit kavşağına doğru
gaz açtık.Kavşağı geçtikten sonra yol üzerindeki
TOŞİ pansiyonda yemek molası verdik.Burada yemekleri bayanlar
yapiyorlar, daha özenle hazırladıkları şüphesiz.Yemek
olarak tereyağda alabalık ve salata yedik.


TOŞİ den yola çıkarak FIrtına vadisi
boyundan Çamlıhemşin'e doğru gaz açtık.Şahsen bu yolu
çok seviyorum, gaz açmaya müsait, inişleri çıkışları
ve dar virajları ile adrenalin dolu bir yol.Çamlıhemşin'e
gelmeden FIRTINA PANSİYON'da mola verdik.İzmir'den bir
arkadaşımın selamını iletmek için pansiyonun sahibi
Selçuk bey ile tanıştık.Eski köy ilkokulu binası olan
Fırtına Pansiyon oldukça hoş bir atmosfere sahip.Biz
gittiğimizde Samsun'dan gelen bir dağcı gurubu vardı.Hatta
içleirnden bir tanesinin daha önce XT-350 si olmuş ama aile zoru ile
satmış, KTM i görünce enduro aşkı yeniden alevlendi.
İstanbul'dan Karadeniz turu için gelen dört endurocu
dostumuz ile Ayder yaylasında buluşacağımızdan Selçuk
bey ve dağcılarla vedalaşarak Çamlıhemşin üzerinden
Ayder yaylasina gaz açtık.
Daha önceden tanimadiğim ancak bir
arkadaşımın yakın arkadaşı olan Hakan bey ile
yapacakları Karadeniz Gezisi öncesinde bir kac defa
yazışmış, onlara bölge hakkında bilgi vererek tur
planı çıkartmıştım.Cep telefonuma düşen kısa
mesaj da Kalegon Tesislerinde olduğunu öğrendiğimiz enduro
gurubu ile buluşmak için Ayder yaylası içinden devam ettik ve
Kalegon'un bahçesinde 2 tane GS 1150, 1 tane f650 GS Dakar ve 1 tane KLR-600 S
in olduğu yere park ettik.
Endurocu dostlarımızla ayaküstü
tanıştık.İçlerinden bir tanesi Sinan ILGAZ (EC
üyelerinden)geçen yılki 3.EnduroClub şenliğine
gelmişti.Kalegon un çardağında oturup bir syle riçtik, planlar
yaptık.Aslında misafirler motor kıyafetleirini
çıkarmışlar yürüyüş yapmak için uygun giysileri
giymişlerdi bile.Ertesi gün de gideceklerinden
hızlandırılmış bir plan yaptık.Yarın
Fırtına Vadisi boyundan Elevit' e kadar gidecekler, oradan donüp
Artvin' e geçeceklerdi.Hava kararmasına iki saat kaldığından
bu iki saati değerlendirmek gerekiyordu.Kavron ve Çaymakçur' u görmeden
gitmelerine içim el vermezdi doğrusu.Yol 1150 GS ler için uygun
olmadığından F-650 GS Dakar ve KLR-600 S
hazırlandı.Galerdüzünden geçerek Yukarı Kavron'a doğru
gazladık.


Yol oldukça kırıcı idi, hatta bu bölgedeki
en kırıcı yayla yolu diyebilirim.Ancak dostlarımın çok
hoşuna gitmişti bu yol.Yukarı Kavron'a gidilir de sis olmaz
mı?Bence Yukarı Kavron, Bulutlar Ülkesi Kaçkar'ın başkenti..
Kaçkar Kıraathanesi'nde çaylarımızı
yuzumladık, o güzel çöreklerinden yedik fotoğraflar çektik ve ufaktan
yağmur damlaları hadi gazlayın sinyalini verdi bile.Biz de öyle
yaptık.Kavron yolunundan kaca koca taşlar, çukurlar, su
birikintilerinden atlaya zıplaya aşağıya kadar sorunsuz gaz
açtık.Hava kararmadan bir de Çaymakçuru görsünler istedim ve
aşağıdaki ahşap köprüden geçince sağa dönüp
gazladık.




Aşağı Çaymakçur'daki yayla evlerinin
olduğu yerde durduk, fotoğraf çektik, biraz sohbet derken sis ve
karanlık çökmeye başladı bile.Tekrar aşağıya gaz
açtık ve Kalegon'a giriş yaptık.
Akşam yemeğini birlikte derin doğa ve motor
sohbeti içinde saat 23:30 a kadar uzattık.Artvin deki endurocu
dostların telefon numaralarını ekibe verdim,
tanışmaları ve oradaki güzel yaylaları göstermeleri
için.Sonra vedalaşarak Rize'ye doğru gaz açtık.
Ertesi günlerde ekipten aldığım haberlere
göre Artvin Kafkasör Yaylaları gezilmiş, sonra Şavşat
Karagöl ve Çıldır gölü ziyaret edilmiş.Ancak Rize bölgesine
birbuçuk gün çok az geldiğinden seneye daha fazla zaman ayırarak
geleceklermiş.
)
*kile : 32 kilo
_________________
Sevgilerimle,
"kaskiniz takili, fariniz acik olsun"
Murat KIZAK