Maine Seyahati
V... Acadia National Park ve içerlere doğru....![]()
Sabahın
köründe koyulduk yine yola...malüm yolumuz uzun, ve görülesi yerler silsilesi
tahminlerimizi aşıyor...Doğru Acadia National parkına.
Ve fakat, bin ekşili
köfte !...hava sisli puslu...
Doğru
dürüst resim çekme hayallerimiz ve manzara seyri suya düşüyor, neyse...
Dönmek yok,
bulduğumuzla idare edeceğiz artık, kısmet. (Ing. kismet
)

Rotayı
kısaltmak zorunda kalıyorum bugün, yoksa Cuma günkü Advrider
meetingine yatişemeyeceğiz bu gidişle...
Amacım
Kanada sınırına kadar uzanmaktı, heyhat, belki gelecek
sefere... yada muhakkak gelecek sefere![]()
Bugünkü plan
Acadia dan sonra yine Acadia nın uzantısı olan Kuzeydeki
burunları dolaşıp içerlere sürmek,
biraz da denizden
uzakta Maine hayatı nasıl gidiyor, bir görmek...

İşte
Acadia parkı ve rotamızın başlangıcı...Amaç
parkta bir tur atmak, Cadillac Mountain a çıkıp neyin nesiymiş
anlamak,
oradan Winter
Harbour tarafına geçip kısa bir ziyarette bulunup içerlere
doğru yavaş yavaş dönüş yolculuğuna geçmek.
Acadia Parkı
ile ilgili geniş ve pek faideli malümat için http://www.nps.gov/acad/ linki
şayan-ı tavsiyedir... ![]()

Parkın
yolları nefis, azami hız 40-15 mph arası (60 25 kmh)
değişiyor, ve tek yönlü.
Harika manzara
terasları ile süslü ancak sisten hiçbirşey görmek mümkün değil.
Görüş mesafesi 200 800 m arası gidip geliyor.








Parkta ilk
günlerinden kalma bir malikhane...Avrupadan gelip, akıllarında ne
kaldıysa aynını yapmışlar sanırım...

Eagle Lake,
parktaki birkaç gölden biri 1 x 5 km
büyüklüğünde...

Buradan sonra
resımleri seçip elemektense küçültüp daha çok resim koyayım dedim.
Ekrana
azıcık daha yakından bakın, ve buyrun zirveye çıkan
nefis yola...
















Ve zirve...Vakit
olsaydıda on kere inip çıksaydım...
![]()
Cadillac
Dağı, 466m ile ABD nin Atlas Okyanusu sahilindeki en yüksek
noktası. Evet ahım şahım bir dağ denemez, bir tepe
belki ama özelliği deniz kıyısında olması ve
yüzyıllardır denizcilere yol göstermesi. Gün doğuşunda
çıkarsanız bütün Amerikada o günün ilk ışıklarını
gören siz oluyorsunuz...bu da numarası ![]()
Cadillac hikayesi
de şöyle; efendim 1600 ün sonlarında XIV. Lui adına bu bölge
Antoine de la Mothe Cadillac adlı bir Fransızın elinde
bulunuyor. Daha sonra Fransızların çekilmesiyle Antoine Detroite göç
ediyor ve bu bölgeyi kalkındırıyor. Detroit in kurucusu olarak
bilinen bu zatın adına hürmeten GM ünlü markasına onun
adını veriyor...
Neredeeeen nereye
![]()

İşte
tepenin görünüşü, tabiiki sisten dolayı herhangi bir manzara yok
maalesef.
O savaş yeri
görüntüsü veren bariyerler ziyaretçiler otlara, yosunlara, likenlere
basmasın dıye yapılmış.
Bölge ciddi
doğa koruması altında. Parkta bol miktrda yabanıl
yaşam sürüyor...
Geyik, ayı,
tavşan, porsuk, sincap, böcekler, kuşlar, motosikletli
Türkler...aklınıza ne gelirse.![]()
Acadia
parkının üstünde olduğu yarımada aslında bir ada
olarak adlandırılmış,
Desert Island
deniyor, işte bu Cadillac tepesinsin tamamen çıplak olmasından
dolayı.
Neyse, oraya
çıktığımızı belgeleyecek trofeyi de aldıktan
sonra...yani gerekli rozet temin edilip şapkama iliştirildikten
sonra, yine yola koyulduk.
Bu resimde puslar
arasından görünen yerleşim Bar Harbor...






Ve daha sonra
okyanus kıyısını saat 6 istikametinde bırakıp
karanın içlerine dogu yola koyulduk. Sayahatin bu kısmı ile
ilgili fazla anlatacağım bir şey yok.
Sahilde çok vakit
harcadığımız için içerlerde fazla oyalanacak vakit
kalmamıştı ve hava da gittikçe
ağırlaşıyordu.
Hız
limitlerini biraz zorlamak ve malum, iyice karanlığa kalmadan kamp
yerine varmak lazım.

Tabii böyle
hanımlar yolumuzu kesmeye devam etmezse... Uç dört yol
inşaatıyla karşılaşıp epey bekleştik.
Yollar
kış bastırmadan hazır olmalı...eh bize de beklemek
düşüyor.

Maine in iç
kısımları ardarda tepeler, göller, nehirler ve ormanlarla
kaplı. Arada küçük yerleşimler, çiftlikler var.

Ve
kampımıza varıyoruz. Bu gece yağmur fena bastıracak, o
yüzden çadır kurmak yerine bir kabin kiralamaya karar verdik.


İşte bu
gece kalacağımız log cabin denilen kütüklerden yapılma
küçük bir kulübe. İçerde bir ranza ve bir iki kişilik büyük yatak,
masa sandalye filan var.
Yerleşiyoruz
ve kampta bir kaç resim çekelim istiyorum...hala ışık var ve çok
güzel bir yer.



Sonra akşam
eriyor, sular kararıyor...Yağmur öncesi sessizliği ile
kabinemize gidiyoruz...

Motoru kabinin
önüne getirip beklenilen fırtınada devrilmesin diye
bağlıyorum... Ateşimizi de yakıyoruz...

Halı gibi
çimlere uzanıyorum ama gökyüzü zifiri karanlık...

Yapılacak
seyler listesine bir göz atıyorum...Bomboş...Yaşasın tatil ![]()
Uykunun galip
gelmesini beklemekten başka yapacak bir sey yok artık...
Devam edecek![]()

